|
Galata Mahkemesi 15 Numaralı Sicil (H. 981 - 1000 / M. 1573 - 1591) cilt: 34, sayfa: 78 Hüküm no: 70 Orijinal metin no: [14b-1] Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.
Vefat eden Hatice Hanım’ın terekesinden, eşi Cafer Paşa ile kardeşi Ahmed Bey’in kendilerine düşen miras hissesinden üç yüz bin kuruş vakfettikleri
Ahmedu’llâhe vâkıfe’l-ahvâl vâkı‘an dûne mevkıfi’l-iclâl. Hamd-i û tâc-ı nâzik-i suhan est. Sadr-ı her nâme-i nev ü kühen est. Hâme çûn tâc-ı nâme ârâyed. Dürretü’t-tâc-ı nâm-ı û sâyed. Hamd ü sipâs-ı bedî‘ü’l-esâs ki kesret-i efrâd-ı mevârid ve ve i‘dâd-ı müte‘alliki verâ-i hadd ü hem ve kıyâs-ı bîrûn-ı dâire-i idrâk ve ihsâs olup her lebîb-i edîb-i nükte-şinâs-ı hidâyet-istînâsa ahsen-i mesârif-i ecnâs-ı nukūd a‘mâr ve enfâsdır. Ol vehhâb-ı bî-illet ve feyyâz-ı bî-minnet -cellet na‘mâüh ve ammet- cenâbına olsun ki kāmet-i bâlâ-yı hilkat-i insânı hil‘at-ı dîbâ-yı zîbâ “ Le-kad halakne’l-insâne fî ahseni takvîm” birle teşrîf ve terkīm kıldıkdan sonra zümre-i mü’minîn ve fırka-i muvahhidîni vâkıfân-ı esrâr-ı ehadiyyet ve ârifân-ı gülzâr-ı samediyyet edip gülşen-i müşâhede-i âsâr-ı kudret-âsârında eczâ-i mesâhif-i ekvân ve berk-i dırahtân-ı sebz-gülistân ve sî pâre evrâk-ı perîşân-ı bostandan în tevhîd-i bârî müte‘âlî ber fehvâ-yı “ Fa‘tebirû yâ üli’l-ebsâr” tilâvet ve iz‘ân ve defter-i ma‘rifet-i kirdigâr-ı bî-misâli ber …? “fe’nfirû ile’l-âsâr” kırâat ve îkān etmeleriyle mesâcid-ârâ-yı na‘mâ-yı nâ-mahsûrunda zuhûr-ı acz ve kusûra şu‘ûr ve vukūfa mühtedî ve mevâkıf-ı şükr ve rızâ-yı cenâb-ı kibriyâsında ulûf ve vukūfa sâ‘î kılıp kimin tarîk-i gazv ü cihâd ve sedd-i sügūr-ı bilâd ve bast-ı emn ü emân ve hıfz-ı bilâd ve kıla‘-ı metîne ve def‘-i fesâdda sıyâneten li’l-ibâd pûyân ve revân ve kimin sülûk-i mesâlik-i birr u ihsân ve azîmet-i vücûh-i hayrât-ı hisân ...? dermiyân edip tertîb-i evkāf-ı huceste evsâf ve ihyâ-i me‘âbide irşâd ve vakf-ı emvâl ve sadakāta mu‘tâd kıldı. Ve ulûf-ı nukūd-ı bî-nukūd …? ve senâ-i dâimü’l-vürûd ve sunûf-ı aded ? ve cevâhir-i necîb ve dürûd-ı vasılât-ı salavâtı nâ ma‘dûd ol vâkıf-ı esrâr-ı “Sübhânellezi esrâ” ve nâzır-ı gülzâr-ı “ Mâ zâga’l-basaru ve mâ tagā ” şehnâz-ı pür-ihtizâz-ı evc-i “Ene seyyidü veledi âdem” ve simurg-ı hümâ-pervâz-ı “Allemeke mâ lem ya‘lem” [15a] sultân-ı âlîşân-ı kişver-i “Lî ma‘allâh” hazret-i sa‘âdet-destgâh risâlet-penâh Muhammedü’l-Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve alâ âlihi’l-asfiyâ-nisâr merkad-i pâk ve ravza-i ıtır-nâklerine olsun ki bâ‘is-i îcâd-ı merkez-i hâk ve kutb-ı dâire-i eflâk ve …? hestî ve levh u vücûd-ı nokta-i vücûd-ı pür-cûd-ı sa‘âdet-nümûdlarıdır. Ve dahi âl-i kirâm ve sahâbe-i izâm-ı zevi’l-ihtirâmları meşâhid-i mukaddeselerine olsun ki nücûm-ı hedy ü mesâbih dahi olmuşlardır. El-izzü men ehbeta Ahmed ve hüm bi’l-kuvveti tâyi‘îne lede’ş-şeceri aleyhim selâmün mâ lâha …? hümü’t-tahiyyâ ve mâ lâha li’s-sâirîne fi’z-zalemi’l-kamer. Ammâ ba‘d işbu kitâb-ı anberîn-nikāb ve âfitâb-ı müşgîn-sîmanın tastîr ve imlâsına bâdî ve tahrîr ve inşâsına bâ‘is ve dâ‘î oldur ki zümre-i erbâb-ı ikbâlin server-i ser-bülendi ve fırka-i ashâb-ı câh u celâlin mihter ve ercümendi sipihr-i eyâletin mihr-i enveri ve pîşe-zâr-ı sancağının gazanferi tiz-tedbîr-i reviş-i zamîr âsaf-re’y-i saf-ârâ-yı hurşîd-nazar şimşîr-zen-i hasm-ı emken-i leşker-keş-i a‘dâ-küş el-ma‘iyyü’t-tab‘ […]-şân fâris-i meydan-ı dâniş […] safâ-yı zamîrinden mihr-i münîr-i hacil ve safâ-yı tab‘-ı müstenîrinden mir’ât-ı İskender-münfa‘il mâlik-i firâset-ünâs muttali‘-i ahvâl ü etvâr-ı nâs ân ki der zabt-ı memâlik-i mîrî ebed-resân ûst […] kân-ı vefâ ebr-i sehâ bahr-ı cûd Hazret-i Cafer Paşa b. Abdülvedûd veffakahullâhü tahtehû ve tarzî fi’l-âhireti ve’l-ûlânın halîle-i celîleleri olan aliyyetü’z-zât safiyyetü’s-sıfât Âişetü’l-ân Fâtımatü’d-devrân merhûme Hatice Hâtun bt. Hüseyin Paşa ber fehvâ-yı nass-ı şerîf-i sâtı‘u’l-burhân “Küllü men aleyhâ fân” da‘vet-i rahîm-i rahmâna icâbet edip “İrci‘î ilâ Rabbiki râdıyeten marziyye” nidâsın cânib-i riyâz-ı rıdvândan gûş ve ke’s-i câmı dest-i hûr-ı înden nûş edip nakd-i cânı hâzin-i cinâna teslîm ettiklerinde kendiler i‘lâ-yı dîn-i mübîn-i seyyidü’l-mürselîn için serâpâ-yı zafer-encâm ile sefer-i bahrden vilâyet-i Trablusgarb’da tugāt-ı arap ve tu‘ân-ı bî-edeb yer ki [15b] cenk ü cihâd ve sa‘y ü ictihâdda bulunup feth ve nusret-i sıhhat-i ganîmetle iyâb u avdet ettiklerinde merhûme-i merkūmeyi dâr-ı gurûr-ı fânîden firâr ve saray-ı sürûr-ı câvidânîde karâr etmiş bulup belki akabince merhûme-i merkūmenin Mehmed Bey b. Davud Paşa nâm ma‘sûm-ı pâk ve ferzend-i dilbend-derrâki ve ibn-i sulbiyeleri bir ma‘sûmesi elem-i iftirâk-ı mâdere tahammül ve istıbâra tâkat görmemekle der-akab intikāl ve irtihâl etmiş bulunmak “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn” âyet-i hidâyet-nümûnuyla lâkin nâire-i derûn edip “el-hükmü lillâhi vâhidü’l-kahhâr” mev‘iza-i ibret-disârı ile def‘-i hüzn ve inkisâr ettiklerinde huddâm ve cevârî içre bazı kīl ü kāl olup merhûme sülüs-i mâlı vücûh-i hayrâta vasiyyet etmesi ihtimâl olmak paşa-yı mûmâ-ileyh -esbağallâhü ni‘me hayâtühû aleyh- şer‘-i şerîf-i nebevî ve dîn-i münîf-i Mustafavî üzre vasiyyet-i mezbûre sâbit olmayıp medd-i medîd ve ahd-i ba‘îd mürûr edicek verese-i merhûmeden sagīre olup mücerred güft ü gû ve kīl ü kāl birle ihrâc-ı selâse hasâreti vebâl-i mühim edip şer‘-i kavîm dahi müsâ‘id olmadığı muhakkak olmağın sagīr-i sâlifü’z-zikr müteveffânın li eb karındaşı olmağla merhûme muhallefâtından sehm-i şer‘îye müstehık olup vâris olan fahrü’l-emâcid ve’l-ekârim câmi‘ü’l-mehâmid ve’l-mekârim Ahmed Bey b. Davud Paşa ile merhûme-i merkūme rûhu için kendi hisselerinden ecri cezîl ve sevâb-ı cemîl etmeğe ittifâk ve ber fehvâ-yı “Mâ indeküm ve mâ indellâhi bâkin” irtiyâden li vechillâhi te‘âlâ yedi sekiz nefer câriyelerin i‘tâk ettiklerinden sonra meclis-i şer‘-i kavîme hâzırân olup vakf-ı âti’z-zikri li ecli’t-tescîl ve li külli mâ yetevakkafü aleyhi’t-tescîl (…) mütevellî nasb ettikleri fahrü’l-müderrisîn Mevlânâ Abdürrahim b. Abdullah’ın mahzarında her biri takrîr-i kelâm ve ta‘bîr-i merâm edip mahz-ı mâl ve etyab-ı emvâlimizden üç yüz bin fıddî râyic akçe ifrâz edip vakf ve haps eyleyip müşârün-ileyh mütevellîye teslîm edip şöyle şart eyledik ki : Meblağ-ı mezbûr her sâl-i huceste fâlde on’u on bir akçe olmak üzre şer‘iyyü’l-mübâh istiğlâl ve istirbâh olunup rehn-i kavî ve kefîl-i melîsiz akçe verilmeyip haydud ve eşrâr ve ehl-i fesâd ve zevi’l-füccâr ile mu‘âmele olunmakdan ihtirâz oluna [16a] ve âid olan erbâh mütevellî-i emîn-i sadâkatkâr yedinde ihrâz ve iddihâr olunup her rûz yirmi aded eczâ-i şerîfe tilâvet oluna. Kur’ân-ı azîm ve Furkān-ı kerîm’den bir cüz’ tilâvet edene yevmî ikişer akçe verilip eczâ-i şerîfenin beşi huzûr cüz’ü olup aslah-ı sulehâ olanlara tevcîh oluna. Ve on adedi merhûm Hüsnü Paşa’nın mahmiye-i İstanbul’da Soğan Ağa mahallesinde vezîr-i efham Mehmed Paşa sarayı kurbunda binâ ettiği Havuzlu Mescid demekle meşhûr mescid-i şerîfde ba‘de salâti’z-zuhr müctemi‘an tilâvet olunup eczâ-i şerîfenin biri mescid-i mezbûrda imâm olan ehl-i sâlih ve biri müezzin olana meşrût olup ve bir akçe dahi noktacı olana verilip yevmî bir akçe cihet-i nokta mescid-i mezbûrda müezzin-i müdâvime meşrût ola. Ve bâkī kalan beş aded cüz’-i şerîf merhûme-i merkūmenin mezârı üzerinde okuna. Cihet-i tevliyyet yevmî sekiz akçe, cihet-i kitâbet beş akçe, cibâyet dahi yevmî beş akçe olup müstakīm ve mahal kimesneler olup nâ-ehil ve tama‘ kâra tevcîh olunmaya. Ve cihet-i nezâret yevmî üç akçe olup müddet-i hayâtlarında paşa-yı mûmâ-ileyh hazretlerine meşrûta olup ba‘dehû her kim eski saray ağası olursa onlara meşrûta olup her sene muhâsebe-i vakıfda dikkat ve ihtimâm buyuralar. Ve yevmî bir akçe dahi bir merd câmi‘-i (….) ta‘yîn oluna ki leyâlî-i Ramazânda havz-ı mescidde vaz‘ olunan câbiyeye a‘zeb-i miyâhdan su koyup savâm-ı atâşı irvâ ede. Ve rihân-ı makbûzayı mütevellî ve kâtib ma‘iyyetle bezzâzistanda vaz‘ edip ma‘iyyet ile kabz ve tesellüm edeler. Ve fürû‘-ı vakıfda tebdîl ve tağyîr ve tevfîr ve teksîr paşa-yı mûmâ-ileyh yedinde olup ehl-i cihâdın azl ve nasbı onlara müfevvaz olup ba‘dehû hâkimü’l-vakte müfevvaz ola. Mesârif-i muharrere ve şurût-ı mukarrereyi tafsîl üzre takrîr edip vâkıfeyn-i ekremeyn teslîm-i mütevellî ettik deyû vakf ve teslîme i‘tirâf ettiklerinde bi’l-muvâcehe mütevellî-i mezbûr dahi vicâhen tasdîk eyleyip meblağ-ı mevkūf-ı mezbûru ke-sâiri’l-evkāf kabz ve tasarruf ettiğine i‘tirâf eyleyip cânibinden ikrâr ve tasdîk mütehakkik oldukdan sonra [16b] vâkıfeyn-i mezbûreyn sıhhat-i vakf-ı nukūd inde’l-eimmeti’s-selâse merdûddur deyû mütevellîden istirdâd edicek mütevellî-i mezbûr cevâb verip vakf-ı nukūd eğerçi inde’l-eimmeti’s-selâse merdûddur, lâkin alâ mâ revâhü’l-Ensârî İmâm Züfer katında câiz idiği mukarrerdir deyû sıhhat-i vakfa hüküm taleb edip hâkim-i muvakki‘-i a‘lâ-yı kitâbdan irtiyâden li’s-sevâb hükmü tevakku‘ edip hükm-i şer‘î tevkī‘ eyledikde vâkıfeyn i‘âde-i kelâm edip imâm-ı mezbûr katında sıhhat lüzûmu müstelzim değildir deyû yine silk-i mülklerine çekmeğe tâlib olucak mütevellî-i merkūm takrîr-i kelâm eyleyip bir mes’elede hükm-i hâkim mülâkī fasl-ı müctehedün fîh olsa inde’l-kül nâfiz olup inde’l-imâmeyni’l-hümâmeyn sıhhat-i vakf lüzûmdan müfârık olmayıp akāra mahsûs olmadığı dahi ma‘lûmdur deyû re’yü’l-imâmeyn lüzûmuna dahi hükm-i mütekāsî ve mütehâzî olucak hâkim-i hâsım dahi imâmeyn-i hümâmeyn mezheb-i reşîdleri üzre sâniyen lüzûmuna hükmü dahi evlâ ve ahrâ görüp hükm-i hâkim fasl-ı müctehedün fîhe mülâkī olucak inde’l-kül nâfiz olduğu muhakkak ve mukarrer olmağın lüzûm-ı vakfa dahi hükm-i muhkem ve kazâ-i mübrem ile hükm edip fasl-ı nizâ‘ edicek vakf-ı mezbûr vakf-ı müseccel-i müttefekun aleyh oldu. “Fe-men beddelehû ba‘de mâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’llezîne yübeddilûnehû inna’llâhe semî‘un alîm.” Ve ecrü’l-vâkıfı ale’r-rabbi’r-rahîm. Cerâ zâlike ve hurrire fî evâili Rebî‘ilâhir li seneti semân ve tis‘îne ve tis‘a mi’e.
Şuhûdü’l-hâl: Fahrü’l-ümerâ’i’l-kirâm Mehmed Bey b. Hüseyin Paşa mir-livâ-i İzvornik, Kasım Bey b. Mehmed el-müteferrika, Yitilmiş b. Seyyid Ali, İdris b. el-Hâc Abdullah, Hüseyin Kethüdâ b. Mehmed, Pîr Ahmed b. Hüseyin, el-Hâc Hasan b. Abdullah, el-Hâc Osman b. Abdullah, Kasım b. Bayezid, Hüseyin Kethüdâ b. Abdullah, Ömer Halîfe b. … el-İmâm, Hüseyin Bey b. Abdullah gulâm-ı pâdişâhî, el-Hâc İskender b. Abdullah, Ali b. Abdullah ve gayruhüm.
|