.:: İstanbul Kadı Sicilleri ::.


Galata Mahkemesi 15 Numaralı Sicil (H. 981 - 1000 / M. 1573 - 1591)
cilt: 34, sayfa: 224
Hüküm no: 335
Orijinal metin no: [79a-2, Arapça]
Bu defter İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ortaklığı ile hazırlanmıştır.


Ümmî Hâtun bt. Sinan Bey’in evini vakfettiği

Elhamdü lillâhi’l-vâcibi’l-vücûdi ve müfeyyizi’l-hayri ve’l-cûd ellezî şehide bi vahdâniyyeti küllî şâhidin ve meşhûd. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedi’l-mev‘ûdi bi’l-makāmi’l-mahmûd. Ve alâ âlihî ve ashâbihi’llezîne bâleğû’t-tarîka’l-mev‘ûd. Ammâ ba‘d, işbu mazmûnunda vakıf ikrârından bahseden sahîh ve şer‘î bir hüccetdir. Hâric-i mahmiye-i Galata mahallâtından Nureddin Paşa mahallesinde sâkine olan sâhibetü’l-hayrât ve’l-hasenât Ümmî Hâtun bt. Sinan Bey meclis-i şer‘-i şerîfe hâzıra olup, mâliki olduğu ve taht-ı tasarrufunda bulundurduğu, mahalle-i mezbûrede vâki‘, tahtânî ve fevkānî iki beyti, odayı, su kuyusunu, helâyı, eşcâr-ı müsmire ve gayr-ı müsmireli avluyu hâvî olan, bir tarafdan bevvâb-ı sultânî Sinan b. Abdullah mülkü, iki tarafdan mekābir-i müslimîn ve diğer tarafdan da Güllü Hâtun vakfı ile mahdûd bulunan cemî‘ mülk menzilini cümle hudûdu ve kâffe-i hukūkuyla niyet-i hâlise üzre haps edip vakf ettiğini ikrâr ve i‘tirâf etti. Vâkıfe-i mezbûre menzil-i merkūmda süknâyı müddet-i hayâtınca kendisine, sonra Yasemin bt. Abdullah nâm âzâdlı câriyesine, sonra mezbûre Yasemin’in evlâdına, sonra neslen ba‘de neslin evlâd-ı evlâdına, sonra reis-i sultânî el-Hâc Derviş b. Abdullah’a, sonra nesilleri kesilinceye kadar neslen ba‘de neslin batnen ba‘de batnin evlâd-ı evlâdına şart etti. Sonra menzil-i mezbûrun icâre ve istiğlâl edilmesini şart etti. Ribhden hâsıl olandan şehrî yirmi akçenin Nureddin Paşa müezzinine verilmesini, kalanın menzil-i mezbûrun ta‘mîr ve termîmine sarf edilmesini şart etti. Vâkıfe-i mezbûre, menzil-i mezkûreyi tescîl maksadıyla mütevellî nasb ettiği mezbûr el-Hâc Derviş’e teslîm etti. O da ba‘de’t-tahliyye menzil-i mezbûru teslîm aldı. Vâkıfe-i mezbûre tevliyye-i hasbiyyeyi kendisine, vefâtından sonra da mescid-i mezbûr müezzinine şart etti. Mütevellî-i mezkûr, vâki‘ ikrârı tasdîk etti. Hâl bu minvâl üzre iken vâkıfe-i mezbûre, cumhûr-ı eimme indinde vakf-ı akār sahîh ise de İmâm Ebû Hanîfe katında gayr-ı lâzımdır diyerek vakfından rücû‘ edip menzilin i‘âdesini taleb etti. Muhâsama ve münâza‘a edip hâkim huzûrunda mürâfa‘a olunduklarında mütevellî-i mezbûr hâkimden vakfın sıhhat ve lüzûmuna hükm etmesini taleb etti. Hâkim-i müşârün-ileyh de mesâil-i evkāfda cârî eimme-i eşrâf arasındaki ihtilâfı da bilerek umûmen ve husûsen vakfın sıhhat ve lüzûmuna hükm etti. Menzil-i mezbûr bu sûretle tebdîl ve tağyîri asla câiz olmayacak sûretde sahîh, lâzım, müseccel ve müebbed bir vakıf hâline geldi. “Fe-men beddelehû ba‘de mâ semi‘ahû fe-innemâ ismuhû ale’llezîne yübeddilûnehû inna’llâhe semî‘un alîm ve ecrü’l-vâkıfı ale’l-hayyi’l-kayyûm”. Tahrîren fî evâsıtı Cumâdelâhire sene 999.


Şuhûdü’l-hâl: Seyyid Abdurrahman b. Seyyid Sefer, Seyyid Mehmed b. Seyyid Abdurrahman, Mahmud b. Siyâmi, Seyyid Cafer b. Sefer, Mehmed b. Yakub, Hüsrev b. Abdullah el-Muhzır, Musa Reis b. Kaytas, Sinan b. Abdullah el-Cündî, Perviz Bey b. Mehmed ve gayruhüm mine’l-hâzırîn.